Kadın kadının kurdumu?

Kadın dayanışmasına, kız kardeşlik ruhuna, dişi dostluğuna çok mu güveniyorsunuz? Kız arkadaşların yerini hiçbir şey tutamaz mı diyorsunuz? Twisted Sisterhood / Çarpık Kız Kardeşlik kitabının yazarı Kelly Valen sizin gibi düşünmüyor. Ona göre kadınlar birbirine iyilikten çok kötülük ediyor.

Lise öğrencisi Kelly Valen, okuldaki en yakın kız arkadaşlarıyla beraber bir partiye gider. Gece gündüz beraber olduğu kız arkadaşlarının yanında kendini güvende hissettiği için, o gece içkiyi biraz fazla kaçırır. Gecenin sonunda işler karışır, kafalar bulaşıklaşır ve Kelly, sınıf arkadaşlarından birinin tecavüzüne uğrar. Çok sevdiği kız arkadaşları ne bu olayı durdurmak için bir çaba harcar, ne de sonrasında ona destek olurlar. Hatta görmez-duymaz-bilmez üç maymunu oynar ve olay sonrasında onu gruplarından dışlarlar. Kelly tecavüz olayını ve sonrası yaşadıklarını içine atar, ta ki 2007 yılında bir patlama yaşayıncaya kadar. O gün oturup kadınların birbirlerine ettikleri üzerine bir yazı yazar ve New York Times‘da yayınlatır. Aldığı tepkiler, tam da yazının içeriğini doğrular şekildedir. Kadınlar onu, kadınları birbirine düşürmekle, beceriksizlikle, sosyal zeka geriliğiyle suçlar. Bloglarda hakkında nefret dolu yazılar çıkar. Tam da o günlerde bir arkadaşının 16yaşındaki yeğeni Phoebe Prince, kız arkadaşlarının internet üzerinden kendisiyle dalga geçmesine dayanamayarak intihar eder. Avukatlık mesleğinden yeni emekli olan Kelly bu olayın da etkisiyle bir karar verir: Konuyla ilgili tüm Amerika’yı kapsayan bir araştırma yapacak ve bunu da bir kitapta toplayacaktır. İşte Twisted Sisterhood (Çarpık Kız Kardeşlik) bu araştırma ve onun açtığı kapılarla yazılmış bir kitap. Ortaya koyduğu sonuç ise tek kelimeyle hazin: Kadınlar birbirlerine iyilikten çok kötülük ediyor. Faydadan çok zarar getiriyor. Tüm Amerika’yı gezerek her eyaletten, Meslek ve yaş grubundan 3 bin 20 kadınla yüz yüze görüşerek yapılan araştırma, katılımcıların yüzde 84’ünün hem cinsleri yüzünden telafisi mümkün olmayan hasarlar aldığını ve bugün hala o gerilimleri taşıdıklarını ortaya koyuyor. Aslında bu sonuç bir sürpriz değil. Kadın kadının kurdudur lafının teoriği de pratiği de, hepimizin bildiği bir sır gibi varlığını alttan alta hep hissettiriyor. “Mutsuzsanız bir kadına, mutluysanız bir erkeğe söyleyin” lafı bu durumun iyi ifadelerinden biri. Patronunun erkek olmasını tercih eden kadınlar çoğunlukta. Konsoloslukta, devlet dairesinde ya da havalimanında check-in kuyruğunda sıra beklerken, ‘umarım şansıma bir erkek düşer’ diye düşünmeyenimiz var mı? Kadınlardan yara aldıkça dostluk için erkeklere sığınmayanımız? İşte bu sorulara verilecek yanıtlar, tam da bizim karanlık tarafımıza denk düşüyor. Öyle ki, Michelle Obama bile iki kız annesi olarak, kızları ve bundan sonraki nesillerde yetişecek kadınlar için korktuğunu söylemiş. “Çocuklarımın bencil birer genç kadın olmaması için çok çaba harcıyorum.

Birbirimize ihtiyacımız var

Kadın tabiatı aslında birbirine güvenmeye meyilli. Çünkü hayata onlarla başlıyoruz. Bizi doğuran, besleyen, büyüten, bir kadın. Zaman içinde ne oluyorsa oluyor, deneyimlerimiz bizi mesafe koymaya mecbur bırakıyor. Oysa hem fiziksel hem de ruhsal sağlığımız için birbirimize öyle ihtiyacımız var ki. The Tending Instinct: Women, Men and the Biology of Our Relationships kitabının yazarı psikiyatrist ShelleyTaylor, Los Angeles Kaliforniya Üniversitesi’nde bir araştırma yaptı. Hemcinsleri tarafından kabul edilip doğrulanmanın kişideki stresi azalttığını, tansiyonu ve kolesterolü düzenlediğini, oksitosin hormonunun (huzur ve sükunet verdiği için güneş ışığı hormonu da deniyor) çok daha fazla salgılandığını buldu. Harvard Üniversitesi’nde 50 yaş ve üstü hastalar üzerinde yapılan altı yıllık araştırmanın sonucu da farklı değil: Sağlıklı ve güvenli sosyal ilişkiler içinde bulunmak deneklerin beyin fonksiyonlarını artırıp geliştiriyor, hafıza kaybını azaltıyor. Göğüs kanseri olan kadınlar üzerinde yapılan bir başka araştırma, en az on hemcinsiyle olumlu ilişkiler içinde olan kadınların, yakın ilişkilere sahip olmayanlara göre iyileşme şansının dört kat daha fazla olduğunu göstermiş. Taylor’ın dediği gibi, dostluk denen şey en kolay tedavi, en ucuz ilaçtır.

Kolay yaralanıyor, zor unutuyoruz

ShelleyTaylor’a göre, kadınlardan canımız yandıkça erkeklerle dostluğa yönelmek bir adaptasyon stratejisi. Bir nevi havlu atma. Kadınlarla girilen komplike ilişkilerin yanında erkeklerin açık sözlülüğü, netliği, daha az talepkar olmaları bizim için bir merhem. iyileşiyoruz. Ancak şunun da farkındayız: Biz kadınlar kendi aramızda sadece bizim bildiğimiz bir dili konuşuyoruz. Erkekler bu dili bilmedikleri için bizi anlamalarında hep bir parça eksik kalıyor. Bunu bilmemize rağmen, bindiğimiz dalı kesmeden de duramıyoruz. İyiyken çok iyi, kötüyken çok kötüyüz. Bu da bizim kendimizle çeliştiğimiz nokta. jennifer Aniston, “Kadın dostluğu kadar güzeli yoktur” diyor. Megan Fox, Kadınlar berbat yaratıklardır, hepsinden nefret ediyorum” diyerek öfke püskürüyor. Ortası yok. Tam da bu yüzden birbirimize verdiğimiz zararın yanında aşk acısı bile solda sıfır kalabiliyor. Çünkü erkeklerden gelen darbeler, anlayış gören, tanıdık bir şey. O yüzden de çok şaşırtmıyor. Ama biz hemcinslerimize güvenirken bunları hesaba katmıyoruz, Kadınların birbirine verdiği zarar çok daha derinlerde bir yere dokunuyor. Kare Winslet ününe, ödüllerine ve çocuklarına rağmen hala kız arkadaş fobisini aşamadığını anlatmış bir dergiye. “Genç bir kızken kız arkadaşlarım benimle fazla kilolarım yüzünden dalga geçerlerdi. Hala bu konuda rahat değilim. Sızısı bir yerde duruyor.” Kelly Valen’in yaptığı araştırmanın sonucuna göre de alay, kadının silahları arasında birinci sırada. Onu rekabet, yargılanmak, dedikodu, dışlama ve yanlış yönlendirme izliyor. Bir diğer kötü haber de Kaliforniya Üniversitesi profesörü Dr. Louann Brizendine’in The Female Brain adlı kitabından. “Kadınlar, detaylı bilgileri saklama konusunda daha başarılılar çünkü kadın beyninde uzun süreli hafızayı belirleyen hippokamus daha büyük. Olayın duygusal şiddeti arttıkça adrenalin hormonu daha fazla salgılanıyor. Bu, beynin muhakeme, dosyalama ve hatırlama biçimini etkileyen hormon. Yani kadınlar canlarını yakan şeyi daha keskin bir biçimde saklıyorlar. Ortada bir tehdit olsun ya da olmasın, saklanan şey, henüz bilinç devreye bile giremeden kendini hatırlatmanın bir yolunu buluyor.” Yani özetle, biz uzun vadede daha fazla sakatlanıyoruz çünkü kadın daha zor unutuyor. O halde şunu sormak gerek: Madem bu kadar inciniyoruz, neden böyle davranmaya devam ediyoruz?

Neden erkekler değil de biz?

2008 yılındaki Women in Educational Leadership konferansında Prof. Barbara Brock, Sisters or Saboteurs (Kız Kardeş mi Kundakçı mı?) başlıklı bir konuşmasında özetle şunu söyledi: “Kadınlar, kendilerine hedef olarak seçecekleri kişileri kompleks ve zayıflıklarına göre belirliyor. Kendilerinde ne eksikse, tahammül edemedikleri şey o.” Ölçü olarak karşısındaki kadının yaşı, eşi, işi, popülerliği ve erkeklerle kurduğu ilişki biçimi alınıyor. Kelly Valen’e gelen mektuplardan birinde şöyle bir tavsiye var: “Hiçbir zaman bir kadına çok mutlu görünmeyin. Mutlaka bir kusurunuz, bir derdiniz olsun ki karşınızdaki rahat etsin, çekememezlik edemesin. Bu çok işe yarıyor” İnsan merak ediyor, neden erkekler değil de kadınlar böyle? Tim Fields’inBullycide: Death at Playtime adlı kitabındaki tespit buna bir cevap olabilir: “Kadınların hem sosyal zekaları daha yüksek, hem de tek bir bakış ya da gülümsemeyle pek çok şeyi anlatma yetenekleri var. Bu erkekler de olmayan bir şey. Yine de erkeklerin birbirlerine hiç zarar vermediği sanılmasın. Sadece, bu konuda kadınlar kadar başarılı değiller! Kadınlar sosyal etkileşimdeki nüansları daha iyi yakalıyor, mesajlarını daha alttan alta veriyorlar. Bu yüzden kolay yakalanmıyor ama kolay inkar ediyorlar.” Bir diğer görüş ise 20 seneden beri kadınlar arası ilişki üzerinde çalışan, Womans lnhumanity to Woman kitabının yazarı Phillys Cheslerdan. Chesler’a göre kadınlar arası savaşlar erkeklerinkinden çok farklı. Erkekler öfkelerini ifade etmek için gerektiğinde kaba kuvveti kullanabilir, bu görünen bir şeydir. Oysa kadınların yumruk yumruğa bir yöntemi yoktur. Kendilerini incitip gölgede bırakan durumlar karşısında aldıkları tavır görünmezdir. Phillyse göre, kadınların hayattaki temel motivasyonu kabul görmektir. En büyük fobileri ise reddedilmek. Bu yüzden hemcinsleri tarafından dışarıda bırakılmak ve onaylanmamak kadınların hayatını darmadağın ediyor.

Barbie’ye karşı Chrissa

Twisted Sisterhood kitabını okuyunca bu işin şakası olmadığını anlıyorsunuz. Dışarıdan bakıldığında her şeye sahipmiş gibi görünen kadınlar, ki bu araştırmaya katılanların yüzde 60’ını oluşturuyor; hemcinsleri ve hayatın zorlukları karşısında kendilerini rahatsız, gergin, dikkatli ve diken üstünde hissettiklerini anlatmışlar. 2009 yılında, Amerikan Ulusal Suç Engelleme Konseyi, okul çağındaki gençlerin yarısından fazlasının internet üzerinden alaya, dışlanmaya ve dedikoduya maruz kaldığını açıklamış. Farklı yerlerde yaşayan Megan Meier ve Phoebe Prince adlı genç kızların kız arkadaşlarının alayları ve dışlamaları sonucunda gelen intiharları, kamuoyunun dikkatini bu konuya yoğunlaştırmış. Yine 2009 yılında, Amerikan Pediyatri Derneği bu konuyla ilgili yeni politikalar belirlemiş. Yaptıkları çağrıda bu tip dışlamaların, kişilerde ömür boyu sürecek ruhsal sakatlıklara yol açabileceğini; doktorların ailelerle işbirliği yapması gerektiğini söylemişler. İngiltere’deyse, kızların internet üzerinden birbirlerini taciz ederek zarar vermesinin tutuklama emri ve hapis cezası gibi karşılıkları var. Los Angeles Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan bir başka araştırma, canımızın neden gerçekten acıdığını açıklıyor. Beynin, fiziksel acıyı algılayıp değerlendiren kısmıyla duygusal travmaları değerlendiren kısmı aynı. Bu yüzden, güvenmeye kodlandığımız hemcinslerimizden zarar görünce, elirniz kolumuz kesilmiş gibi can acısı çekiyoruz. Üstüne üstlük bu acılar; anksiyete, depresyon, kendine güvensizlik gibi tedavisi fiziksel bir sorundan daha uzun zaman alan psikolojik sorunlara yol açıyor. San Francisco’da kar amacı gütmeyen No Bully adlı organizasyon buna karşı atılmış adımlardan biri. Uzun vadeli bu çöküşlerin önüne geçmenin en iyi yolunun tedaviden ziyade, durumu önleme olduğunu düşünüyorlar. Eğer kadınlar kıyaslama, kıskançlık ve heves kırma gibi konularda kendilerini törpüleyebilirlerse, zaten ortada tedavi edilecek bir şey kalmayacak. Mean Girls olarak bilinen, daha güçlü, acımasız ve kendinden zayıfları ezen kız tipinin önü ancak böyle kesilebilecek. Buna esprili bir destek de ünlü oyuncak firması American Cirl’derı. Firma ince, uzun bebek piyasasının dominant figürü Barbie’ye karşı, Chrissa adlı yeni bir bebek çıkardı. Chrissa diğerlerinin aksine daha iri, daha çirkin. Kötülük yapmayan, kimseyi ezip dışlamayan, halden anlayan biri.

Sonuç olarak Twisted Sisterhood adlı kitap, idealize edilmiş bir kadın dayanışmasından bahsetmiyor. Zaten yazar Valen, bu dayanışmanın olabileceğine inancını da kaybetmiş görünüyor. Kitabın önerdiği tek şey, durumun farkına varmamız. Çünkü ihtiyacımız olan sosyal değişim ancak böyle gelebilir. Zayıflıklarımıza karşı birbirimizi kurban etmenin bir virüs gibi yayılarak sağlıksız kadın kuşaklarının yetişmesine neden olduğunu kavramamız gerek. Biraz daha adaletli davranırsak zaten çok yol almış olacağız.

Kadının yanında kadın olmak

Terapiportali.com adlı web sitesinin kurucularından Klinik Psikolog Eda Arduman, kadınlar arasındaki karmaşık ilişkiyi ve tansiyonu yorumladı: “Kadın kadının aynı anda hem en kadim dostu, hem en çetin rakibidir. Bir kadına, hemcinsleriyle yok olmadan ve yok etmeden rekabet etmek güç kazandırır. Bunun kökenleri de kadınlarla kurduğumuz ilk ilişkiye dayanıyor bence. Bizi ilk doyuran, rahat ettiren, genellikle bir kadındır. Aynı zamanda anneler bize dizginleri vuran ilk kişidir. Ve işte bu ilişki kişiliğimizi inşa eder, hayatımızı yöneten duygusal tonun tayin edicisi olur. İlişki örüntülerini bir sarkaç gibi düşünelim. Annelerimizle kurduğumuz yaklaşma çabaları bize önce rahatlama getirir. Zamanla fazla yakınlık ve aşinalık boğucu gelir, bunu uzaklaşma ve bireyleşme süreci takip eder. Annelerimizin karşısında kadın olmak bize bazen bir nevi meydan okuma gibi gelir. Annelerimizin karşısında bu konuda duyduğumuz çekinceyi zamanla başka kadınların karşısında da duyabiliriz. Neden erkekler arasında böyle bir ilişki yok da kadınlar dünyasında var sorusuna yanıt ise şu olabilir: Kadın detay ile uğraşır. Hayat bunu bekler kendisinden. İlişkilerindeki hem olumlu hem olumsuz şeylerden, bir erkeğe oranla çok daha derinden etkilenir. Kadınlardan kaçan bir kadın kendi dişil yönünden kaçıyor olabilir. Kadınlar için bir erkeğin yanında kadın olmak daha kolaydır. Erkeksi bir kadın bile olsa daha kolaydır. Kadının yanında kadın olmayı öğrenmek ise kilometre ve deneyim gerektirir.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir